‘İnsanın aklı ve eli vardır.’
Aquino’lu THOMAS
Pg Art Gallery’de, farklı disiplinlerde çalışan yedi sanatçı, üreten ve değiştiren insanın serüvenine dair öyküler anlatıyorlar.
İnsan, ne zaman insan olmuştur? Düşünmeye, söz söylemeye, yaratmaya ve değiştirmeye ne zaman, nasıl başlamıştır?
İnsanlaşmanın başlatıcısıdır ‘el’. Ellerini kullanmaya başlayan insan, üretmeye ve dönüştürmeye başlamış, zamanla başkalaşan beyni sayesinde de artık ‘şey’leri olduğu gibi göremez olmuştur. Önceleri sadece gördüğü gibi düşünürken, giderek sınırlarını yok etmiş, düşlerini gerçekleştirmiş, doğaya müdahale ederek ona üstünlük sağlamıştır. Elini kullanan insanın usu ve bilinci özgürlüğe kavuşmuştur; o, doğanın belirlenimlerini aşan ve doğayı değiştirendir artık.
Ayşegül Süter, Burak Bedenlier, Burcu Aksoy, Can Ertaş, Didem Ünlü, Gonca Sezer ve Jerome Symons (Shiri Shamir ile) ‘el’i görsel ve kavramsal boyutta işlerine dahil ederken, insanın psikolojik ve sosyolojik varlıksallığına da değiniyorlar. Her biri kendi özgün dilleri üzerinden, ‘müdahale eden’ ve ‘değiştiren’ insanın öykülerini anlatıyorlar.
Ayşegül Süter, gerçekleştirdiği video animasyonla insanın kendi yaşamına müdahalelerine ve bu müdahalalelerin olası sonuçlarına odaklanıyor. Çocukken hemen hepimizin oynadığı bir oyunun görselliği üzerinden yola çıkıyor sanatçı ve kendi ellerimizle kendi dünyamızı nasıl bir kaosun içine sürüklediğimize odaklanıyor.
Burcu Aksoy’un siyah-beyazın hakim olduğu foto kolajlarında, beden birer simge haline geliyor ve fotoğraf karesine hapsedilen yaşamlara dair öyküler anlatıyor. Şeklen ve ruhen deformasyon, kaotik devinim , bildik akıl ve iradenin ise karışmadığı , insanın içindeki vahşetin de estetik kaygılar kadar ortaya çıktıgı görüntülerle, psikolojik durumlarımıza yöneliyor. Ancak bilinçdışının ortaya çıkarabileceği, akıl durumlarının oluşturduğu görüntüler, yani hergün görülen şeyin algısını aşacak güçte şeyler üretme ve anlatma isteği sanatçının tasarım ve sanat çalışmalarının esasını oluşturuyor.
Amorf figürlere yer verdiği tuval çalışmasında Burak Bedenlier, kullandığı yazı ve imgelerle bir yandan gerçekçilik sınırlarının dışına çıkarken, diğer yandan gerçek dünyada yaşadıklarımızın içsel boyutlarına yönelik çağrışımlarla yüklüyor düşüncelerimizi.
Kendine has üslubuyla oluşturduğu iki ile üç boyut arasında paslaşan yüzeyleriyle sergide yer alan Can Ertaş, ürettikleriyle doğaya her geçen gün daha fazla müdahale eden insanın gittikçe mekanikleşen steril dünyasına dair bir bakış sunarken parmak iziyle de kendi kendini fişlemektedir.
‘Rüya Seyri’ adlı tuval çalışmasında Didem Ünlü, Irak gazeteleriyle gerçekleştirdiği kolaj çalışmasının üzerine çizdiği yeni doğmuş bir bebekle bakıyor yepyeni bir yaşamın nasıl bir dünyaya doğduğuna. Savaşlar ve açlıkla boğuşan kapitalist dünyanın yeni yıkımlara gebe olmasına rağmen yine de her yeni doğumu yeni bir ‘umut’ olarak görüyor sanatçı.
Dünyaya bakışımızı ve kendimizi anlamlandırışımızı ellerimizle nasıl ifade edebildiğimiz sorusuna yanıtlar arayan Gonca Sezer ellerimizle yaptığımız işaretleri yana yana getiriyor ‘Eylem’de; yaratmanın bir aracı olmasının ötesinde aynı zamanda birer ifade aracı olan ‘el’ üzerinde duruyor.
Jerome Symons ise birleşen elleri sunuyor izleyiciye. Her ne kadar insanlar elleriyle yıkıma uğratsa da dünyayı, şartlar ne olursa olsun kenetlenen ellerimizle tüm olumsuzlukları aşabileceğimizi hissettiriyor bu yolla...