12 Mayıs – 30 Mayıs 2026 tarihleri arasında, Trexit küratörlüğünde Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nde gerçekleşen “Başka Biri Olmak İstemezdim” başlıklı sergi 7 galeriyi bir araya getirerek her galerinin bir sanatçısına ev sahipliği yapıyor.
Bir zamanlar aynı sıraları paylaşan öğrencilerin yıllar içinde farklı hayatlara, karakterlere ve hikayelere dönüşmesi fikrinden hareket eden sergi, benliğin tek bir kimliğe ya da kalıba sığmadığını hatırlatırken; her sınıfı ayrı bir dünyaya dönüştüren kurgusuyla izleyiciyi geçmiş, hafıza ve dönüşüm kavramları üzerine düşünmeye davet ediyor. Aynı mekan içerisinde yan yana gelen farklı anlatılar, izleyiciyi kendi geçmişiyle de karşı karşıya bırakıyor: “Aynı sıralarda otururken kimdik, şimdi kim olduk?”
“Kazı Alanından Nesneler” serisi ile yer alan Hasan Pehlevan’ın çalışmaları; aidiyet, kimlik ve tarihi-kültürel yapıların tahribatı üzerine yoğunlaşırken, kentleşme ve dönüşüm süreçlerinin insan, şehir ve kolektif hafıza üzerindeki etkilerini araştırır. Sanatçı, özellikle hızla inşa edilip aynı hızla yok edilen kent dokularını inceleyerek, yıkımlarla birlikte yeni kültürel kodların oluştuğunu gözlemler ve geleceğe kültürel bir miras bırakmanın hâlâ mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme taşır.
Pehlevan’ın duvar resimleri, bir kentin belleğinin silinişini kayıt altına alırken, aynı zamanda bir arkeolog gibi “buluntu”nun hafızasını da izleyiciye görünür kılar. “Kazı Alanından Nesneler” başlıklı seride yer alan formlar, ilk bakışta arkeolojik bir hafriyat parçası ya da taş kalıntısı gibi algılansa da, yakından incelendiğinde taş olmayan, işlevsiz ve anonim nesnelere dönüşür. Bu yaklaşım, geçmişe ait izlerin nasıl bağlamından koparıldığını ve hafızasının nasıl boşaltıldığını sorgular. Bir zamanlar ortak bir geçmişin taşıyıcısı olan okul mekanı içerisinde yeniden karşılaşılan bu izler, serginin bütününde dolaşan hafıza, dönüşüm ve aidiyet meseleleriyle de kesişir. Pehlevan’ın işleri, yalnızca fiziksel yıkımı değil; zamanla değişen kimlikleri, silinen ortak hafızayı ve geriye kalan izlerin nasıl yeniden anlam kazandığını da görünür kılar.
Sergideki çalışmaların tamamı, sanatçının 2014–2017 yılları arasında kentsel dönüşümün yoğun biçimde sürdüğü Fikirtepe’de gerçekleştirdiği müdahale ve üretimlerden oluşur. Pehlevan, Fikirtepe’nin yıkım sürecine anonim formlar çizerek şu soruyu ortaya koyar: Sanatın yıkımı durdurabilme gücü olabilir mi? Çünkü ona göre yıkım yalnızca mimari yapıları değil; ekoloji, sosyoloji ve antropoloji gibi alanları da etkileyen çok katmanlı bir dönüşümdür. Tarihi yapıların korunmaksızın yok oluşuna tanıklık eden sanatçı, kent hafızasının silinmesine karşı çalışmalarını bir tür görsel arşiv ve kültürel tanıklık alanı olarak kurgular.