Ayşe Gül Süter’in yeni sergisi Light Constellation, görünür olan ile görünmeyen arasındaki ilişkiyi, yaşamı şekillendirdiği hâlde çoğu zaman tanımlanması güç olan bağlar üzerinden ele alıyor. Sanatçı, ilk bakışta takımyıldızlarını çağrıştıran formlar aracılığıyla izleyiciyi yalnızca gökyüzüne değil, insan deneyiminin görünmez ağlarına da bakmaya davet ediyor.
Serinin çıkış noktasını oluşturan takımyıldızı kavramı, sanatçı için göksel bir olgudan çok güçlü bir metafor niteliği taşıyor. Gerçekte birbirlerinden milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan yıldızların, yalnızca yeryüzündeki bakış açımız sayesinde birbirine bağlıymış gibi algılanması; ilişkilerin ve anlamların her zaman nesnel olarak var olmadığını, kimi zaman bakışımız, hafızamız ve deneyimlerimiz aracılığıyla kurulduğunu hatırlatıyor. Çizgileri biz çiziyor, noktaları biz bir araya getiriyor, anlamı biz inşa ediyoruz.
Bu yaklaşım, görünür olmadıkları hâlde yaşamlarımızı derinden etkileyen ilişkileri düşünmek için bir alan açıyor. Geçmişte yaşadıklarımızla bugün verdiğimiz kararlar, henüz tanımadığımız insanlarla gelecekte kuracağımız ilişkiler ve belki de henüz dönüşmediğimiz kişi arasında sessiz bağlar bulunuyor. Her seçim gelecekle yeni bir çizgi kurarken hiçbir şey sabit kalmıyor; kişisel haritamız, karşılaşmalar aracılığıyla sürekli yeniden çiziliyor.
Yerleştirmelerde kullanılan paslanmaz çelik noktalar ve çubuklar, mekan içerisinde fiziksel bağlantılar kurarak bu düşünceyi somutlaştırıyor. İlk bakışta yıldız kümelerini andıran bu yapılar, aslında izleyiciyi algının kendisini sorgulamaya davet ediyor. Gerçek bağlantının nesnelerin kendisinde değil, onları bir araya getirme biçimimizde ortaya çıktığını hatırlatıyor.
Sergi, açıklanması güç fakat deneyimlenmesi son derece tanıdık olan bağlardan yola çıkıyor: Bir annenin henüz doğmamış çocuğuyla kurduğu görünmez yakınlık; uzun zamandır uzakta olan birini düşünürken ondan telefon gelmesi; hayatın yönünü değiştiren karşılaşmalar ve birliktelikler; zihnimizde beliren bir imgenin zamanla yaşamda beklenmedik bir karşılık bulması… Bazen de yalnızca bakış açımız değiştiği için, daha önce fark etmediğimiz olasılıkları görmeye ve farklı karşılaşmalara açık hâle geliriz. Bu anlar arasında gerçekten bir bağ olup olmadığını her zaman bilemeyiz. Yine de onları yan yana getirir, aralarında görünmez çizgiler kurar ve kendi kişisel takımyıldızları haritalarımızı oluştururuz. Bilim bu deneyimlerin bir kısmını açıklayabilir ya da açıklayamayabilir; ancak sanatın amacı bunları kanıtlamak değil, görünmeyeni hissedilebilir ve deneyimlenebilir kılmaktır.
Bu yeni seri aynı zamanda sanatçının pratiğinde doğal bir devamlılığa işaret ediyor. Ayşe Gül Süter önceki üretimlerinde ışığın algıyı dönüştürme biçimini araştırırken, özellikle Path of Light serisinde ışık ile malzeme arasındaki ilişkiyi, kırılma ve yansıma aracılığıyla izleyicinin mekân ve kendi bedeniyle kurduğu ilişkiyi incelemişti. Yeni çalışmalarında ise odağını ışığın kendisinden çok ilişkilerin görünmez yapısına yöneltiyor. Nesnelerin mekân içinde birbirleriyle kurduğu bağlar, renklerin karşılaşmalarıyla oluşan diyaloglar ve tüm bu ilişkilerin ışık aracılığıyla sürekli dönüşmesi, serginin temel araştırma alanını oluşturuyor.